Başkanın Mesajı
YENİ GELECEK: RAKİP-SİZ MİSİNİZ?
İçinden geçtiğimiz dönemde rekabetçiliği belirleyen ana dinamikler artık netleşmiş durumda: çok kutuplu dünya düzeni, yapay zekâ destekli dönüşüm, yeni güç bloklarının yükselişi, ticaret savaşları, artan korumacılık ve yeşil ile dijital eksende ilerleyen ikiz dönüşüm.
Küresel risklerin sertleştiği ve yapay zekâ odaklı üretimin hız kazandığı bu yeni dönemde, makine sektörü köklü bir dönüşümden geçiyor. Artık rekabet üstünlüğü yalnızca doğru pazarda konumlanmakla değil; ileri teknoloji kapasitesi, otomasyon seviyesi ve stratejik sanayi politikalarıyla sağlanıyor. Maliyet avantajına dayalı üretim anlayışı ise yerini verimlilik, hız, esneklik ve sürdürülebilirliğe bırakıyor.
İhracatta kilogram başına 8,1 dolarlık rekor
Makine ve teçhizat yatırımları, 2019’un son çeyreğinden itibaren kesintisiz büyüme göstermiş olsa da 2024 yılını yüzde 1,66 daralmayla kapatmıştır. 2025’in ilk çeyreğinde yatırımlar yüzde 2,5 gerilemiş, yılın ilerleyen dönemlerinde ise kademeli bir toparlanma gözlenmiştir.
2015–2023 döneminde kümülatif olarak yüzde 78 büyüyen makine üretimi, 2024 yılında imalat sanayinden olumsuz ayrışarak yüzde 8,5 küçülmüş; daralma 2025’te de devam ederek yüzde 6,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu tablo, sektörde atıl kapasite oluştuğuna işaret etmektedir.
İhracatta miktar bazında yüzde 6,3’lük gerilemeye rağmen, birim fiyatlardaki artış dikkat çekicidir. Kilogram başına ihracat değeri 8,1 dolara yükselerek tarihi bir rekora ulaşmıştır. Bu artışın etkisiyle 2025 yılında makine ihracatı yüzde 1,9 büyüyerek 28,7 milyar dolara çıkmış ve yeni bir rekor kırmıştır. Aynı dönemde makine ithalatı yüzde 4 artmıştır. Özellikle Çin’den yapılan makine ithalatının aynı dönemde yüzde 13,9 artarak toplam ithalat içindeki payını yüzde 28 seviyelerine yükseltmesi, rekabet dengeleri açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir.
Çin baskısı ve değişen rekabet zemini
Küresel ticarette artan korumacılık, gümrük vergileri ve bölgesel bloklaşmalar tedarik zincirlerini hızla yeniden şekillendiriyor. Çin’in özellikle orta-yüksek teknoloji segmentindeki yükselişi, Türk makine üreticilerini hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarında daha yoğun bir rekabet baskısıyla karşı karşıya bırakıyor.
Enerji ve iş gücü maliyetlerindeki artış, işletmeleri daha yüksek verimlilik arayışına yönlendiriyor. Bu çerçevede yapay zekâ tabanlı otomasyon sistemleri ve minimum insan müdahalesiyle çalışan “karanlık üretim” modelleri artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu modeller hız, kalite ve esneklik açısından önemli avantajlar sunarken, yapay zekâ destekli üretim rekabet gücünün belirleyici unsuru olarak öne çıkmaktadır. Makinede dönüşümün ertelenmesi artık mümkün görünmemektedir.
2026 ve sonrası: Fırsat penceresi
2026 itibarıyla ertelenmiş yatırımların yeniden devreye girmesiyle birlikte; verimlilik, kalite, dijitalleşme ve enerji yönetimi odaklı çözümlerin daha fazla önem kazanması beklenmektedir. Bu süreç, Türk makine sektörünün küresel üretim coğrafyasında daha güçlü ve stratejik bir konum elde etmesi açısından önemli bir fırsat sunmaktadır.
Savunma sanayilerindeki yükseliş de sanayileşme hedefi olan ülkeler için yeni iş birlikleri ve teknoloji transferi imkânları yaratmaktadır. Ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için güçlü bir sanayi politikası, teknoloji yatırımları ve uluslararası entegrasyonun eş zamanlı ilerlemesi gerekmektedir.
AB ile entegrasyon stratejik önemde
Bu noktada Avrupa Birliği ile ilişkiler ayrı bir önem taşımaktadır. Türkiye ile AB arasındaki sanayi ve tedarik zinciri entegrasyonunun güçlendirilmesi; MERCOSUR ve Hindistan Serbest Ticaret Anlaşmaları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve “Made in Europe” gibi girişimlerle uyumlu, adil ve dengeli rekabet koşullarının sağlanması açısından kritik önemdedir.
Artan korumacılık eğilimleri ve yeşil-dijital dönüşüm süreçleri dikkate alındığında, Türkiye-AB değer zincirlerinin daha entegre, dirençli ve tamamlayıcı bir yapıya kavuşturulması ortak menfaatimizdir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, teknik mevzuat uyumu, yeşil dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi ve ortak üretim kapasitesinin artırılması öncelikli başlıklar olarak öne çıkmaktadır.
Avrupa Birliği Sanayinin Hızlandırılması Yasası Taslağı’nın 4 Mart’ta yayımlanması, sanayi politikaları açısından dikkat çekici bir gelişmedir. Taslakta, AB’nin serbest ticaret anlaşması veya gümrük birliği tesis ettiği üçüncü ülkelerden gelen içeriklerin, anlaşma kapsamındaki yükümlülükler çerçevesinde Birlik menşeli kabul edilebilmesine yönelik yaklaşım önemli bir açılım niteliği taşımaktadır.
Sanayimizin rekabet gücü açısından kritik olan bu düzenlemede Gümrük Birliği’nin yer alması, Türkiye-AB ekonomik entegrasyonunun stratejik önemini bir kez daha teyit etmektedir. Bu gelişme, üretim ve tedarik zincirlerinde Türkiye’nin rolünün güçlenmesi adına önemli bir fırsat sunmaktadır.
Önümüzdeki dönemin temel sorusu nettir: Rakip-siz misiniz?
Bu sorunun yanıtı maliyet avantajında değil; teknoloji üretme kapasitesinde, stratejik konumlanmada ve küresel değer zincirlerine entegre olabilme yetkinliğinde yatmaktadır.
Türk makine sektörü için yeni dönem, riskler kadar güçlü fırsatlar da barındırmaktadır. Önemli olan, bu dönüşümü zamanında ve kararlılıkla yönetebilmektir.
Adnan Dalgakıran